|
RUMKALE
Bir sonbahar günü, Gaziantep Fotoğraf Sanatı Derneği (GAFSAD) üyeleri ile Rumkale’yi gezmeye karar verdik. Yola çıkacağımız gün bizi Rumkale’ye götürmesi için anlaştığımız minibüsün gelmeyeceğini hesaplamamıştık. Sabah serinliğinde bir saat bekledikten sonra araçtan umudumuzu yitirince,kendi arabalarımızla gitmekten başka çaremiz kalmamıştı Yavuzeli’nin virajlı ve çukur dolu yolunu geride bıraktığımızda vakit öğleyi bulmuştu. Kasaba Köyü’ne kadar yol asfalttı. Fakat çok tahrip olduğu için yolda epey oyalandık. Kasaba Köyü’nden sonra karşımıza çıkan manzara bize tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Doğusunda Fırat Nehri, kuzeyinde ve batısında Merzimen Çayı ile çevrili olan Rumkale, tüm heybetiyle karşımızda duruyordu. Merzimen Çayı ve Fırat kıyılarındaki meyve bahçelerinin yeşillikleri, tepelerin bozkırlığıyla hoş bir tezat oluşturuyordu. Rumkale’ye varmak için Merzimen Çayı’nı aşmak gerekiyordu. Fakat çayın üzerinde köprü olmadığı için karşıya geçmekte epey zorlandık. Taşların üzerine basarak karşıya geçmeyi başardık. Yine de birkaç arkadaşımız suya düştü. Rumkale’nin eteklerini oluşturan dik yamacı aştıktan sonra batı kapısına ulaştık. Patika yolları takip ederek Rumkale’yi dolaşmaya başladık. Batı bölgesinde dört kapı gördük. Rumkale’nin en az eğimli olan bu bölgesi teras yapıdaydı. Her terası diğerinden ayırmak için bu kapılar yapılmıştı. Rumkale’nin çoğu yöresi kayalar, mağaralar ve çok katlı teraslar şeklindeydi. Ancak.,buralar ilgisizlikten çökmüştü. Bu yüzden gezerken dikkatli olmak gerekiyordu. Rumkale’ye değişik yollardan gidilebilir. Eski Nizip yolundan, Bilek Köyü’nü geçip, sola dönüp yaklaşık 30 km gittikten sonra Kamışlı Köyü’ne, bu köydende toprak yolu takip ederek Fırat Kıyılarındaki Kale Meydanı Köyü’ne varılır. Kale Meydanı Halfeti’nin karşı kıyısındaki bir Gaziantep köyüdür. Rumkale’ye Halfeti üzerindende ulaşım var. Halfeti’ye vardıktan sonra Fırat Nehri’ni ahşaptan veya demirden yapılmış çıkartma gemisine benzeyen teknelerle aşıyorsunuz. Karşı kıyıdaki Nizip İlçesi’ne bağlı Kale Meydanı Köyü’ne geçiliyor. Kale Meydanı Köyü’nden Fırat Nehri boyunca yeşillikler içinde ve Fırat Nehri’nin olağanüstü görünümüyle yolunuza devam edersiniz. Yol boyunca meyva ağaçlarının çokluğundan dolayı gökyüzünü göremeden Rumkale’nin doğu kapısına ulaşırsınız. Ayrıca Halfeti’nin içinden geçen anayolu takip ettiğiniz taktirde, toprak yola girer, biraz ilerleyince, Rumkale’nin gerdan gibi dizili surlarını Fırat’ın karşı kıyısından izleyebilirsiniz. Bu bölgede aynı zamanda Rumkale’yi dağdan ayıran hendeği daha rahat görebilirsiniz.” Yukarıdaki yazım Birecik Barajı yapılmadan önceki anılarımdı. Birecik Baraj Gölü Zeugma’dan başlayarak Atatürk Barajı’na kadar uzanan doğal ve kültürel değerlerini kelimenin tam anlamıyla suyla boğmuştur. Rumkale’nin etekleri, eski Kasaba Köyü, Rumkale ile Kale Meydanı Köyü arasında bulunan Fırat kıyısındaki meyva bahçeleri, bağ evleri, Kale Meydanı Köyü’nün tamamı ve bu köyün ortasında bulunan Mezarlık Höyüğü, Halfeti ilçesinin Fırat kıyısındaki bölgeleri, günümüzden 600 - 800 bin yıl öncesine dayanan Anadolu’ya yerleşen ilk insanların yaşadığı mağaralar, Birecik Baraj Gölü’nün suları altında kaybolmuştur. Günümüzde Rumkale’ye ancak teknelerle ulaşılabilir. Yükselen Baraj Gölü Rumkale’yi yarımada şekline getirmiştir. Fırat ve Merzimen Çayı yaklaşık 60 metre yüksekliğinde suyla dolmuştur. Yavuzeli’nden Kasaba Köyü’ne gidip, tekneyle karşıdaki Rumkale’ye ulaşılabildiği gibi, eski Nizip yolundan Kamışlı Köyü’nü geçtikten sonra yok olan Kale Meydanı Köyü’nün sınırlarını oluşturan Birecik Barajı kıyılarına veya karayolu ile Halfeti’ye ulaşıp tekne kiralayarak Rumkale’ye ulaşabilirsiniz. Rumkale Kazası’nın nüfusu 20. Yüzyıl başlarında Türkler, Kürtler, köylerde ise Ermeni ve Yezidilerden oluşmaktaydı. Kazanın başlıca ürünleri buğday, arpa, darı, nohut, fıstık, üzüm, incir, nar, ceviz, zeytin, zeytinyağı ve hayvancılıktı. Rumkale eski zamanlarda “altın kale” anlamına gelen Kale-i Zerrin adıyla ünlüydü. 20. yüzyıl başlarında Rumkale Kazası’nda 24.182 müslüman, 569 Ermeni’nin yaşadığı belgelenmiştir. Rumkale, Merzimen Çayı’nın Fırat Nehri’ne döküldüğü alanda bulunan dik dağın üzerine yapılmıştır. Surların bulunduğu bölgedeki dağ yamacı oyularak dikleştirilmiş, surlar ve kaya birbirinin içine geçmiştir. Nerenin kaya, nerenin sur olduğunu, anlamak güçleşmektedir. Rumkale’nin dağla birleştiği güney bölgesi 30 metre derinliğinde 20 metre genişliğinde kayadan oyularak yapılan hendekle dağ ile ilişkisi kesilmiştir. Hendeğin batısında Merzimen Çayı bulunmaktadır. Doğusundaki kayaların yakınında ise taşocağı vardır.Hendeğin güneyinde bulunan kaya duvarında Arapça yazılar ile iki haç işareti bulunmaktadır.Memlüklüler, Rum Kale’sini ele geçirdikten sonra bu hendeği yapmışlardır.Buradaki yazıtta bu dönemden kalmadır. Rumkale 120x230 metre boyutundadır. Kapladığı alan 3500 metrekaredir. İki giriş kapısı bulunmaktadır. Doğudan kayaya oyulmuş dik merdiven basamaklarıyla kapıya ulaşılır. Doğu cephesindeki bu kapı dikdörtgen yapıdadır. Kapının örtü sistemi yıkılmıştır. Giriş güney cephededir. Batı surlarında kuzeyden itibaren birinci kapı dikdörtgen planlıdır. İkinci kapı kareye yakındır. Örtü sistemi yıkıktır. Hellenkenper Planı’na (1976)göre kolları iki serbest paye ve duvarlara atılmış haç tonozla örtülüdür. Bu bölgede,araştırma yapan Nöldeke’ye göre Rumkale’nin Ermenice yazılmış kitabesi altında Selçuklu üslubunda aslan tasvirleri ve Arapça bir kitabe daha vardır. Günümüzde bu kitabede geriye kalan yazıları çok dikkat etmezseniz bu yazılar gözden kaçabilir.Çoğu kaynakta bu kitabenin yok olduğunu yazmaktadır.Ben kaleyi değişik zamanlarda çok sayıda gezdiğim halde yıllar sonra burdaki kitabede geriye kalan yazıları ancak bu kapıyı son ziyaretimde görebildim. Humann ve Puschthein’in seyahatnamelerinde bahsettikleri kaleyi tanıtmayı amaçlayan kitabenin bu olabileceği düşünülmektedir. Üçüncü kapı tamamen harap olmuştur. Hellenkenper’e göre zemindeki izlerden çokgen biçiminde olduğu anlaşılmaktadır. Dördüncü kapı kare planlı, haç tonoz örtülüdür. Nöldeke birinci kapının olduğu bölümde bir türbe ve bir iskele olduğundan söz eder. Bugün bu yerler sular altındadır. Hiçbir kazı çalışması yapılmamıştır. Bu bölgede toplam dört kapı bulunmakla birlikte giriş yolu tektir. Her terasta bir kapı yapılmak suretiyle güvenlik sağlanmıştır. Kuzey ve doğudaki surlarda yedi burç vardır. Kuzey ve batıdaki surlarda aynı zamanda çok sayıda mazgal pencere yer almaktadır. Günümüze kadar gelebilmiş en sağlam burçlar, kalenin kuzeyinde ve batısında bulunmaktadır. Kalenin doğusunda yer alan evler Cumhuriyet döneminde yapılmıştır.Halk arasında söylenildiğine göre, kalenin taşları sökülerek teknelerle nehrin aşağı bölgelerine taşınıp ev yapımında kullanılmıştır. Kalede bulunan Roma sütunları da bu şekilde götürülmüş olabilir. 2000 yılında Doğu kapısındaki merdivenlerde bulunan sütun parçası günümüzde yerinde değildir. Kalenin Doğusunda eşine az rastlanır bir kuyu bulunmaktadır. Derinliği 75 metredir. Ortada 8 metre genişliğindeki havalandırma ve aydınlatma boşluğunun etrafını helezonik yay gibi saran merdivenlerle Fırat kıyısındaki derinlikten su alınmaktaydı. Kuyunun orta bölgeleri az da olsa çökmüştür. Eğer önlem alınmazsa yakın bir gelecekte kuyunun merdivenleri tümden çökebilir. Çünkü Birecik Barajı’nda su yükseldikten sonra kuyunun içindeki su da yükselmiştir. Bu da sağlam olmayan kuyunun çökmesine sebep olabilir.Su biriktirmede kullanılan sarnıçlar kayalara oyulduğu için günümüze kadar gelebilmiştir ve kalenin değişik bölgelerinde bulunmaktadırlar. Güneyde dörtgen görünümündeki yapı Şair Aziz Nerses Kilisesi’dir. 1173 yılında Şair Patrik Nerses kendi adına yaptırmıştır. Yapı günümüzde doğu cephesindeki duvar dışında yıkıktır. Duvarın ortasında üç yandan silmeli çerçevenin içinde iki tarafta bezemeli birer levha bulunur. Bu levhalar Ermenilerin tipik motiflerini ve üslubunu yansıtır. Yuvarlak profilli ve bitkisel bezemeli iki şeridin üç yandan çevrelediği iki levhada yüksek kabartma tekniğiyle yapılmış süslemeler ve üst taraflarında Ermenice bir yazıttan kalan harfler bulunur. Levhalarda hayvan figürleri ve bitkisel süslemeler vardır. Yıkıntılar arasındaki süslemelerden anlaşıldığına göre yapı zengin bir taş işçiliğine sahiptir. Kilise doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı üç nefli ve üç apsislidir. Yapının kuzey ve güney duvarlarında günümüze kalan izlerden birer pencere olduğu anlaşılmaktadır. Batıda tavanının bir bölümü çökmüş, beşik tonozla örtülü dikdörtgen bir bölümü görülebilen narteks yer alır. Bu yapı sonradan Müslümanlar tarafından camiye çevrilmiştir. Doğu duvarı toprak zemin üzerindedir. Bu burada topraktaki aşınmaya bağlı olarak duvarda çatlamalar görülmektedir. Önlem alınmazsa bu duvar da yakın bir gelecekte çökebilir. Kuzey bölgesinde bir bölümünü yıkık olarak göreceğimiz yapı Barşavma Manastırı’dır. 1883 yılında çekilen fotoğrafta sağlam olduğu görülmektedir. Bu manastırı 13. yüzyılda Yakubi Azizi Barşavma kendi adına yaptırmıştır. Kare planlıdır.Tavanı düzgün kesilmiş taşların örülmesiyle yapılmıştır. 1883 yılında çekilen fotoğrafta görüldüğü gibi yapının üst katında kubbeli bir mekan, doğusunda merdivenle çıkılan bir kulesi vardır.Bu merdivenin kalıntıları bugünde görülebilmektir. Rumkale’nin M.Ö. 855’te Asur Kralı III. Salmanassar tarafından alınan Şitamrat şehri olduğu sanılmaktadır. 11. yüzyılda Urfa (Edessa) Haçlı Kontluğu döneminde Rumkale’nin önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. 1113 yılından 1292’ye kadar Rumkale Ermeniler tarafından Katolikosluk makamı olarak kullanılmıştır. Katolikosluk makamı Rumkale’nin Memlük Sultanı Melik El-Eşref Halil tarafından alındığı 1292 yılına kadar burada kalmıştır. 13. yüzyılda Rumkale’de bir çok Yakubi bulunmaktadır. Yakubi Patriği II. Ignace Rumkale’de bir kilise yaptırmıştır. Sonraları kale patriklik makamı olarak kullanılmıştır. Yakubi Azizi Barşavma da yukarıda bahsettiğimiz gibi Rumkale’de kendi adına bir manastır inşa ettirmiştir. Yakubi Patrikliği 1292 yılında Patrik Philoxenos ölünce çöktü. Rumkale’de bu olaylar olurken aynı zamanda Memlük saldırıları da başlamıştı. Memlük Sultanı Kalavun zamanında Baysarı’nın kumandasındaki Mısır ordusu Suriye güçleriyle birleşerek 19 Mayıs 1279’da Rumkale’yi kuşatır. Gönderilen elçiler Katalikos’un kaleyi teslim etmesini ve rahiplerle birlikte Kudüs’e veya Kilikya’ya çekilmesini istediler. Katolikos bu teklifi kabul etmeyince Memlükler kale dışında bulunan Ermeni yerleşimlerini yakıp yıktılar. Ardından kaleye girdiler. Kaleyi ateşe verdiler. Kalede yaşayanlar iç kaleye çekilince Memlükler kaleyi tümden alamadılar ve geri çekildiler. Memlükler sonraki yıllarda El-Eşref Halil zamanında (1292) Rumkale’ye yeni bir sefer yaptılar. Oldukça yıkık olan kale 29 Haziran 1292 yılında düştü. Sultanın emri üzerine kale Suriye Naibi Sancar Şuca tarafından tamir ettirildi. Kaleye Kal’at el-Müslimin adını verdiler. Rumkale Memlükler döneminde uç kale olarak kullanılmışsa da bir daha eski parlak dönemini yaşamamştır. Rumkale’nin eski önemini kaybetmesinin nedeni, kalelerin artık eskisi gibi güvenli olmamasıydı. Çünkü artık top bulunmuş ve savaşlarda kullanılmaya başlanmıştı. Kale surları topla kolayca yıkılabiliyordu. İnsanlar yaşam şartlarının zor olduğu kaleleri bırakıp, su başlarına evler yapıyordu. Mercidabık Savaşı’ndan sonra 1516 yılında Rumkale Osmanlı egemenliğine girdi. Halep Eyaleti’ne bağlandı. 17. yüzyıl ortalarında Rumkale’ye gelen Evliya Çelebi, kalenin 1516 yılında Sultan Selim tarafından Mısır Hakimi Melik Gavri’den alınarak imar edilmeye çalışıldığını belirtmekte, kalede cami, han, hamam ve küçük bir çarşının bulunduğunu söylemektedir. Katip Çelebi ise buranın Birecik’e bağlı bir kaza merkezi olduğunu söylemekte, bahçe ve meyvaların bolluğundan bahsetmektedir. 18. yüzyılda Rumkale’yi ziyaret eden Richard Pococke tepe üzerinde birkaç görkemli bina ile Gotik tarzda küçük ama güzel bir kilisenin (Aziz Nerses Kilisesi) olduğundan bahsetmektedir. 1838 yılında burayı ziyaret eden Mareşal von Moltke ise kaya duvarlarının üzerinde beyazımsı taştan 60 ayak yüksekliğinde mazgallar, burçlar ve kulelerle donatılmış surlar bulunduğunu, Roma kartallarının kısmen kazındığı büyük sütunların yerlerde yattığını, görkemli surlarının hala ayakta durduğunu, evlerin kısmen veya tümüyle kayadan oyulduğunu anlatmaktadır. 1883 yılında Rumkale’ye gelen Karl Humann’da tepenin üzerinde zengin başlıklı yığınla sütundan bahsetmektedir. Rumkale, Asur, Med, Pers, Helenistik, Roma, Bizans, Haçlı, Memlük ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim görmüştür. Rumkale Hıristiyanlarca kutsal bir yerleşim alanı olarak kabul edilmektedir. Hz. İsa’nın havarilerinden Iohannes’in Roma döneminde buradaki bir mağarada İncil’in nüshalarını çoğalttığına inanılmaktadır. Rumkale Şitamrat, Kal’a Rhomata, Hromklay, Ranculat, Kal’at ür-Rum, Kal’at el-Müslimin, Kale-i Zerrin isimlerini almıştır. Baraj suları yükselmeden önce, Batı-Doğu yönünde kalenin altında oyulmuş bir su tüneli vardı. Bu tünelle Merzimen Çayı’nın suyu Fırat Nehri’nin dik yamaçlarına getirilerek bahçeler sulanıyordu. Birecik Barajı’nın suları yükseldikten sonra Rumkale’nin alt bölümleri kazı çalışmaları yapılmadan su altında kalmıştır. Duvarları çatlamış veya yıkılmıştır. Rumkale’de bir an önce kazı ve restorasyon çalışmaları yapılmalıdır. Birecik Baraj Gölü yalnız Zeugma’yı değil, çok sayıda tarihi bölgeyi yok etmiştir. Baraj suyundan en çok etkilenenlerden biri de Rumkale’dir. İlk insanlar hep suya yakın olmaya çalışmışlar, yaşam alanlarınıda suya yakın yapmışlardır. Bundan dolayı Fırat üzerinde yapılan barajlarla çok sayıda tarihi alan su ile yok edilmiştir. Bu rakam 800’ün üzerindedir. Barajlar kültürel alanları yok ederken, ekolojik sistemi de bozmaktadır. Aynı zamanda son yıllarda yapılan bir araştırma sonucunda baraj suları altında kalan bitkilerin çürüyerek oluşturduğu gazların atmosferde sera etkisini artırdığı bulunmuştur. Fırat Nehri ve çevresi Anadolu’ya ilk yerleşen insanların ve daha sonra buraya egemen olan uygarlıkların yerleşim alanı olmuştur. Fırat çevresi 20. yüzyılın başına kadar ormanlarla doluydu. Karadağ ve Merzimen dağındaki ormanlardan kereste, odun ve kömür elde edildiği, bunların Antep, Birecik ve Urfa’da satıldığı söylenmektedir. Barajlar yapılırken ülkemizin güzelliklerinin ve tarihi eserlerinin yok edilmemesine dikkat edilmesi gerekir. Geçmiş uygarlıklarda yaşayan insanların bize bıraktığı tarihi mirası bizler de gelecek kuşaklara sağlam ve bilgi birikimiyle aktarmak zorundayız. Ülkemizi yöneten ve geleceği göremeyen yöneticiler sayesinde ülkemizin güzellikleri yok olmaktadır. Her şeyi para ve ekonomi olarak görenler çevremizdeki ülkelere iyi baksınlar. Bir ülke ve ulus para ile değil, kültür ve eğitimiyle kalkınır. Geçmişini koruyamayan geleceğine sahip olamaz. Rumkale ile Gaziantep arası 62 km’dir. Arabayla gideceksiniz Yavuzeli yolu önerilir. Yanınızda yiyecek ve içecek, yürüyüşe uygun elbise ve ayakkabı bulundurmanız gerekmektedir. YARARLANILAN KAYNAKLAR
Acara, M., “Rumkale ve Çevresi Tarihçesi,” Birecik, Halfeti, Suruç, Bozova İlçeleri İle Rumkale’deki Taşınmaz Kültür Varlıkları, Ankara, 1999, S. 329-333. Acara, M., “Rumkale’deki Eserler,” Birecik, Halfeti, Suruç, Bozova İlçeleri İle Rumkale’deki Taşınmaz Kültür Varlıkları, Ankara, 1999, S. 334-342. Başgelen, N., “Rumkale,” Arkeoloji ve Sanat, Sayı:99, (2000), S. 32-34. Başgelen, N.-Ergeç, R., Belkıs/Zeugma Halfeti Rumkale. Tarihe Son Bakış, İstanbul. Dörner, Friedrich Karl, Nemrut Dağı’nın Zirvesinde Tanrıların Tahtları, Çev: Vural Ülkü, Ankara, 1990. Evliya Çelebi, Seyahatname, İstanbul, 1970. Gregory Abu’l Farac (Bar Herbaus), Abu’l Farac Tarihi, Çev: Ömer Rıza Doğrul, Ankara, 1999. Hellenkenper, H., Burgen der Kreuzritterzeit in der Grafsdaft Edessa und im Königreich Kleinarmenien, Bonn, 1976. Katip Çelebi, Cihannüma, İstanbul. Urfalı Mateos Vekayinamesi ve Papaz Grigor’un Zeyli, Çev: Hrant D. Andreasyan, Ankara, 2000. Yelken, H., “Fırat Kıyısındaki İnci Rumkale,” Alleben Dergisi, Sayı:5, (1998), S.16-17. Yelken,H.,”Rumkale” Ayıntap Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Sayı :2(2004),S.2-5.
|